Hayatımın en güzel hikayesi

Hayatımın en güzel hikayesinde en çok söylediğim cümleler şunlardı: beni ortadan ikiye kesin, şimdi camdan kendimi aşağıya atacağım, ben yapamıyorum kapasitem yok, herhalde bugün öleceğim, bu hiç bitmeyecek değil mi… Ama olsun, o yine de benim hayatımın en güzel hikayesiydi. 10 Ocak Pazar Artık insanların “sen hala doğurmadın mı” demekten bile vazgeçtiği bir noktaya gelmiştim ve evet hala doğurmamıştım. Hatta sanki böyle sonsuza kadar tombilik, çikolata seven ama bebek çok irileşmesin diye yiyemeyen bir hamile olarak hayatıma devam edecektim. Bundan da sıkıntı duymuyordum. Hamileliğe çok alışmıştım. Saat 07:00, bir uyandım azar azar suyum gelmeye başlamış. Doktorumu aradım hemen hastaneye gitmemi istedi. Bir duş aldım, saçımı başımı, hafif de makyaj yaptım. (o an birkaç saat içinde doğuracağımı düşünüyorum çünkü) Panik yapıyor muyum diye kendime çaktırmadan kendimi yokluyorum, yoo hiç panik değilim. Hatta ne de olsa doğuyor artık diye hamilelikteki çikolata diyetimi de bırakıyorum, yarım kavanoz sarelleyi mideye indiriyorum. Saat 9:30, hastaneye giriyoruz. Doğum suyum geldiği için başlamış sayılıyor ama açıklık daha

read more Hayatımın en güzel hikayesi

Ay layk tu muv it, muv it

Müziğin bebekler için faydaları sayısız, bebişlerin beyin gelişimine olumlu etkisi araştırmalarla kanıtlanmış, erken yaşta enstrüman çalmanın matematiksel zekayı artırdığı yönünde bulgular var. Sonracıma müziğin sakinleştirici etkisi aşikar. Ayrıca müzik sayesinde bebişle anne-babanın beraber eğlenmesi falan filan… Yani ne diyorum? Bebişleri müziksiz bırakmamalı diyorum, evet. Müzik ruhun gıdası. Efenim bendeniz müzikte sıfır kabiliyet bir kişiyim, baba da benim kadar kazma değilse de aşırı yetenekli sayılmaz sanırım. Dolayısıyla minnoşumun müzikal anlamda hayata geriden başlama ihtimali oldukça kuvvetliydi. Ben de bu şanssızlığı  azim ve beyin yıkama metodunu harmanlayarak yenmeye karar verdim. Yani ne yaptım? Ritim duygusu ve müzik sevgisi gelişsin diye minnoşa doğumundan beri sadece uyduruk bebek müzikleri değil, iyi müzikler dinlettim; Reggae’den rock’a, horondan operaya geniş bir yelpazede türlü türlü müzikler dinlettim, neyi daha çok sevdiğini anlamaya çalıştım.  Yılmadım, yemekte, uyku öncesi hep konsepte uygun bi müzik açtım, yeri geldi aldım kucağıma dans ettim, müzik derslerine gittik beraber, tempo tuttum, alkış yaptım, davullar çaldım, bet sesimle şarkılar söyledim ve evet, gönlüm ferah bir şekilde diyebilirim ki: Müzikle

read more Ay layk tu muv it, muv it

Pilates hocam ve ben…

İnsan mecbur olmadıkça hayatının düzenini değiştirmiyor. Ne kadar şartlar kötüleşse de, o kötü şartlara uyum sağlamak için elinden geleni yapıyor. Yaşam kalitesini bu uğurda düşürüyor. Benim de değişmemek adına verdiğim mücadele ancak 30 yaşına kadar sürdü. Bir gün uyandım ve şu anki hayatımı yaşama korkumun, değişme korkumu geçtiğini gördüm. Beni iyi yapacak ne varsa aramaya başladım. Google’a “Ataşehir, pilates, özel ders” yazdım ve Pınar’ın sayfasına ulaştım. Çok da düşünmeden mail attım ve derslere başladık. İlk gittiğim gün, üzerimde de ilk ders stresi var, acaba yapabilecek miyim diyordum. Pilates nefesleri, hareketleri zor gibi geliyordu uzaktan, bir de ruh halimin verdiği çok endişeli bir modum vardı. Ondan da çekiniyordum. “Ay sen neden bu kadar endişelin, sakin ol bakalım” diye soracak sanıyordum, kafamda bu sorulara cevap vermeye çalışıyordum. Oysa Pınar, daha ilk dakikadan beni rahatlatmayı başarmıştı. “Daha ilk dersin, yavaş yavaş açılırsın merak etme” demişti. Hatta birkaç ay sonrasına hareketleri hala doğru dürüst yapamadığımda da, “olsun iyisin, bekleriz daha iyileşirsin” demişti. Benim kendime

read more Pilates hocam ve ben…

19.Hafta, metan gazı ve ben

Bu hafta etrafımda bir gaz bulutu ile dolaşıyorum. Evet kızlar prensestir ve prensesler de kaka-pırt yapmaz. Hamile prensesler hariç. -Dikkat yazının buradan sonrası aşırı derecede gaz-kabızlık-hemoroid muhabbeti içerir- Öyle bir gazım var ki, sanki boşalttıkça anında doluyor; sonsuz, sınırsız, imkansız bir gaz. “Ay siz eşinle birbirinizin yanında pırt yapıyor musunuz, biz o kadar laçkalaşmadık.” muhabbetini keselim ve gerçeklere gelelim sevgili hamileler. Bu gaz tutulmuyor, iflah olmuyor. Buram buram metan gazı etrafımızda geziyor. Fıs osuruk pis osuruk, zart osuruk mis osuruk diye bir şey de kalmadı artık. Pırtın gelişinden kokulu mu kokusuz mu olacağını bilemiyorsunuz. Ne çıkarsa bahtına pırtlar bunlar. Aslında bakarsanız o kadar da zararlı değiller, biraz kötü koku ile dağılıp gidiyorlar. Oysa ki hamilelerin azılı başka bir düşmanı var kabızlık ve hemoroid. Kabızlık zaten demir hapı almamızla başlıyor. İlk siyah kaka ile hamile ırkı bu şekilde tanşıyor. Bebek için demir hapı gerekiyor, demir hapı kabız yapıyor, kabız da bir hemoroid çıkarıyor. Hamileliğin bu haftalarında nur topu gibi bir hemoroid’iniz

read more 19.Hafta, metan gazı ve ben

18. Hafta, doktor seçmek

Bu hafta biraz doktorumdan bahsetmek istiyorum. Prof. Dr. Cem Batukan’la tanışmamız hamileliğimin öncesine dayanıyor. Benim kafamda acaba ben çocuk yapabilir miyim, hamileliği başarabilir miyim diye düşünceler varken, içimden ulvi bir ses de dedi ki, “kızım bunları yalnız mı yapacaksın? kendine bir doktor bul.” Sonra araştırmaya başladım. Önce 50 doktor adayım vardı, bu doktorları yorumlara, fotoğraflarından pozitif enerji alıp almamama, son olarak da hayat görüşlerine kadar elimine ettim. Normalde de araştırmalarda fena değilimdir ama iyi ki bu kadar ince elemişim. Emek harcayınca tam sana göre olan doktoru buluyorsun. Acıbadem Maslak’tan randevumu aldım, muayeneye gittim. “Cem Bey ben biraz panikli bir insanım çocuk yapabilir miyim?” diyorum, “Kimler yapıyor sen neden yapmayacakmışsın.” diyor, “Cem Bey ben 30 yaşına geldim ama” diyorum. “İyi 3 tane doğurursun.” diyor. Cem Bey kafasını bütün hayatıma uyarlasam, dünyanın en mutlu insanı olacağım 🙂 Bu hafta da 18. hafta kontrolüne gittik. Cem Bey aynı zamanda perinatolog olduğu için detaylı ultrasonla da baktık bebeğe. Durumu iyi. Hatta tam fotoğraf çekilecekken

read more 18. Hafta, doktor seçmek

Devamını oku

Bir minnoş nasıl doğdu?

Hani konumuz annelik, şu, bu ya bu blogda, artık şu doğum hikayemi yazayım diyorum, belki bir faydası olur birilerine… Bir de hep kötü hikayeleri duyuyoruz ya, bu pozitif bir hikaye bence, bir takım saçmalıkları, zorlukları olsa da güzel bir doğum hikayesi, o açıdan paylaşayım dedim.

Hamile kaldığım andan beri nasıl doğurcam konusundaki fikrim “e normaaal”den ibaretti, fazla da kurcalamıyordum bu hususu. Üstünkörü bir bakışla, gerekmedikçe sezaryan olmak bana gerekli gelmiyordu çünkü adı üstündeydi yani: “normal doğum.”

read more Bir minnoş nasıl doğdu?

17.Hafta, yaşasın tekmeler!

Olmaz dediler, daha hissetmezsin dediler, gazdır dediler, beni yediler, yaşasın tekmeler! Bu haftanın en güzel şeyi bebeğin hareket etmesi. Ben zaten 16. haftada şüphelenmeye başladım bu oğlan hareket ediyor bence diye. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine tatlı yiyip sırt üstü yatıp bekliyordum hareketleri ve birden hareketler gelmeye başladı. Sanırım ayağı tam göbeğimin iki parmak altına denk geliyor. Ben de yiyiyorum tatlıları, yatıyorum sırt üstü, geliyor tekmeler. Tekmelenmek ne kadar şahane ve eğlenceli bir şeymiş yaaaa! 🙂 Her hamileye gelen paranoya canavarları bana da geldiğinde, “bebek iyi mi acaba”, “şu an ne yapıyor acaba”, “kalbi atıyor mu acaba?” anlarıda devreye tekmeler giriyor. Ve yüreğine su serpiyor. Ne şahane bir düzen! Karnımı artık tek fark etmeyenler otobüste-metroda yer vermemek için fark etmemiş gibi yapan gıcıklar. Onun dışında hamile olduğum artık halka arz oldu. Göbeğimin ellenmesinden de çok rahatsız değilim. Bebek şimdiden sosyalleşmeye başlasın. İnsanlar da hamile karnı elleyince bir pozitif enerji doluyorlar bence. Onlar enerjilerini alsın, bebek sosyalleşsin. Çift taraflı yarar söz konusu. Karnımı

read more 17.Hafta, yaşasın tekmeler!

16. Hafta, hamilelik bir hastalık değil.

Eski anneler nedense hamileliklerinin ne kadar zor geçtiğinden bahsetmekten ya da korkutucu doğum hikayelerini anlatmaktan anlamsız bir zevk alıyor. Doktorlar, uygulamalar, web siteleri… Hepsi hamilelik deyince; kusma, bulantı, yorgunluk, hastalıkla hamileliği açıklamaya çalışıyor. Oysa böyle olmak zorunda değil. Bir süredir psikolojiyle ister-istemez haşır neşir oluyorum. Kelimelerin ve çağrışımların üzerimizdeki etkisi tartışılmaz. Aynı hastayı acil servis odası yerine, dinlenme odasına götürürseniz o hasta daha rahat ve daha çabuk iyileşiyor. Hamileliğe de hastalık olarak bakarsanız, siz kendinizi fark etmeden şartlamış oluyorsunuz. Yaşayacağınız semptomları çok daha ağır yaşayabiliyorsunuz. O yüzden hamileliğe hastalık değil, vücudun bir bebeği büyütme-var etme süreci olarak bakmak bana daha iyi geliyor. Hamilelikte tabi ki zorluklar var hatta bence her hamileliğin kendine has bir mücadelesi var. Ama bu mücadeleyle kavga etmek yerine, vücudu dinleyip onun adaptasyonu ile barış yapmak daha rahat bir hamilelik geçirmenizi sağlıyor. İnsan kendini çok yorgun, çok bitkin bazen de çok duygusal hissederken bunu yapmak çok kolay da değil. Biliyorum. Ama en azından aklının bir köşesinde böyle

read more 16. Hafta, hamilelik bir hastalık değil.

15. hafta, bir bulut kadar ağlarım!

Herkes ilk trimester’da daha duygusal ikinci trimester’da da daha normal olduğunu söylüyor. Sanırım ben biraz daha farklı yaşıyorum bu trimester’ları. Düşük riskim olduğu için ilk trimester’da duygusallığa değil de, bebeğin orada olup olmamasına daha çok odaklandığımdan, ikinci trimester benim için daha duygusal geçiyor. Daha doğrusu şöyle, her şeyi çok çok yaşıyorum. Neşeliysem çok çok neşeli, üzgünsem çok çok üzgün, endişeliysem çok çok endişeli…. Ortası hiç yok. O yüzden neşeli olmaya odaklanmak en güzeli sanırım. Ama bugün neşeli değilim, bildiğin çok duygusalım. Bebeği düşünüyorum şu anda. Karnımın içinde bir yerlerde. Sadece bana odaklı, benim yediğimle, hüznümle, neşemle besleniyor… Ben onu hem kendimle var etmeye, hem de kendimden korumaya çalışıyorum. Bir yandan avokado yemenin 15 yolunu araştırırken, bir yandan merdivenleri slow motion’la çıkıyorum. Gözlerim çok yaşlandığında, son birkaç damlasından feragat ediyorum. Az üzülüyorum sansın diye. Yaptığım her şeyde, her hareketimde ilk aklıma o geliyor. Her saniye ben olduğumu nasıl biliyorsam, her saniye onun benim içimde olduğumu biliyorum. Bunları onu henüz hiç görmeden,

read more 15. hafta, bir bulut kadar ağlarım!